Cevat Şakir Kabaağaçlı
Cevat Şakir Kabaağaçlı (1890-1973), Şakir Paşa Ailesi’nin Fahrelnissa Zeid, Aliye Berger, Füreya Koral gibi sanatçı üyelerini zihinsel ve pratik açılardan çok etkilemiş bir entelektüel. Yazarlık, ressamlık, çevirmenlik, turist rehberliği gibi koltuğunda pek çok karpuzla tanıdığımız nam-ı diğer Halikarnas Balıkçısı’nın atölyesi Bodrum’un ta kendisidir. Balıkçılık da yapan yazar, Bodrum’un antik dönemlerdeki ismi Halikarnas’ı kendisine mahlas olarak seçmiştir. 1924 yılında 34 yaşındayken sürgüne gönderildiği, o zamanlar kimseciklerin olmadığı Bodrum’u çok seven Balıkçı, sürgün yılları bittiğinde de yaşamını Bodrum’da sürdürmeyi yeğler ve 1947’ye kadar 22 yıl Bodrum’da yaşar.
“Dünyaya doğmak büyük bir macera, bir sergüzeştir, hem de pek tehlikeli bir sergüzeşt” diye yazmış Balıkçı, Azra Erhat’a 31 Mart 1957 tarihli bir mektupta. (Azra Erhat, Mektuplarıyla Halikarnas Balıkçısı, s. 28) Balıkçı çok iyi bilindiği gibi Bodrum’u Bodrum yapmıştır yapmasına ama, Bodrum da Cevat Şakir’i Halikarnas Balıkçısı yapmıştır, karşılıklı bir alışveriştir bu.
Bodrum topraklarına ektiği envai çeşit bitki ve ağaçla kent peyzajına katkıları büyüktür. Günümüzde eski postane karşısındaki meydanlıkta bulunan ve 1936 yılında Balıkçı’nın Avustralya’dan getirilmesine vesile olduğu iki okaliptüs ağacı, bu ağaçlar arasında en yaşlı ve devasa olanlarıdır. (Devrim Yücel Besim, Halikarnas Balıkçısı ve Sürgün Yeri Olan Bodrum’a Kazandırdıkları)
“Sabırlık” yalnızca Halikarnas Balıkçısı’nın mezarının Bodrum, Turgut Reis’te yer aldığı sokağın ismi değil, aynı zamanda Balıkçı’nın çok önemsediği, doğal olarak yetişen bir bitkidir. Balıkçı, kendisiyle özdeşleştirdiği sabırlığı şöyle tasvir etmiştir: “Sabırlık vardır; güneş ateş yağdırdığı iklimlerde biter. Anasının memesini emen yavru gibi, toprağı kavrayan köklerinden, uçları sürgülü dik yapraklar salar. Cehennemde yanan ifrit gibi, on yıl alevlerde yavaş yavaş büyür ve güneşte parlayan bitkisel bir anıt olur. On yıllarca aldığı ışıkla sıcaklığın- bir kıymığını bile alıkoymadan- yeni bit kılıkta yine yaratılışa verir. Böylelikle, en yalın tanımıyla iyi insana benzer. Hayattan aldığını gene yaşama verir.” (Halikarnas Balıkçısı, Mavi Sürgün)